Batı Ege turumuzda rotamızı Türkiye'nin ve İzmir'in en ünlü tatil merkezlerinden biri olan Çeşme'ye çeviriyor; pembe begonvilleriyle, asırlık taş evleriyle, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarıyla, tenimizi serinleten o rüzgârıyla ve rüzgâr sörfü koylarıyla meşhur Alaçatı'da kısa bir gezi molası veriyoruz. Eğer siz de Alaçatı'nın büyüleyici atmosferini yakından hissetmek, sokaklarında kaybolmak ve tarihin gölgesinde unutulmaz bir mola vermek isterseniz, gelin bu eşsiz Ege kasabasını birlikte keşfedelim.
Tur rotamızın diğer noktalarına dair ''Cezayirli Gazi Hasan Paşa Anıtı'', ''İzmir Atatürk Maskı'', ''İzmir İlk Kurşun Anıtı'', ''İzmir Saat Kulesi'', ''Didim Apollon Tapınağı'', ''Eski Doğanbey Köyü'', ''Doğanbey Ziyaretçi ve Tanıtım Merkezi'', ''Şirince'', ''Hierapolis Antik Kenti'', ''Hierapolis Antik Kenti Küçük Eserler Salonu'', ''Hierapolis Antik Kenti Lahitler ve Heykeller Salonu'', ''Pamukkale Travertenleri'' yazılarımı okumak için mavi renkli bağlantılara tıklayabilirsiniz.
Alaçatı Sokakları
Alacaat'tan Alaçatı'ya
Antik Çağ'da, Grekçe "vahşi zeytin ağacı" anlamına gelen Agrilia ismiyle anılan Alaçatı'nın tarihi, MÖ 10. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Batı Anadolu'daki İyon medeniyetinin tam merkezinde yer alan bölge, en yakın İyon kenti olan Erythrai'ye (bugünkü Ildırı) bağlı bir dış ticaret limanıydı. Stratejik konumu, şarapçılığı ve zeytinyağı ticaretiyle öne çıkan bölge; tarihi boyunca Lidya, Pers, Bergama Krallığı, Roma ve Bizans İmparatorluklarının hakimiyetine girmiş, 14. yüzyılda Cenevizlilerin kontrolüne geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine girmesiyle bölgeye yerleşen "Alacaat Aşireti" kasabanın bugünkü isminin temelini atmıştır. Alacaat ismi, 19. yüzyılda Ege'nin karşı kıyısından gelen Rumların dilinde Alatzata'ya dönüşmüş; Cumhuriyet dönemiyle birlikte ise bugünkü yasal adı olan Alaçatı kimliğini kazanmıştır.
Bataklıktan Taş Evlere Geçiş
Bugünkü Alaçatı mimarisinin doğuşu, bir bataklık hikâyesine dayanır. 1830'lu yıllarda Değirmen Dağı eteklerinin güneyinde yer alan düzlükler, sıtma salgını saçan devasa bir bataklığa dönüşür. Dönemin bölge yöneticisi olan Hacı Memiş Ağa, bataklığı kurutmak için Alaçatı Limanı'na büyük bir kanal açma projesi başlatır. Kanal inşaatında çalışmak ve tarımı canlandırmak üzere Sakız Adası'ndan Rum işçiler bölgeye davet edilir. İşçiler bataklığı kuruttuktan sonra buraya yerleşir, bağcılık ve zeytincilik yapmaya başlar.
Bu yerleşimle birlikte, günümüzdeki taş evlerin büyük bölümü 1850-1890 yılları arasında Rum ustalar tarafından inşa edilir. Taş evlerde kullanılan "Alaçatı tüf taşı" binaların yazın serin, kışın ise sıcak kalmasını sağlamaktadır. Tarımdaki ve mimarideki bu büyük canlanmanın bir sonucu olarak, 1800'lerin sonunda Alaçatı Limanı, tüm Avrupa'nın şarap ve üzüm ihtiyacını karşılayan devasa bir ticaret limanına dönüşür.
Mübadele ve Turizmin Doğuşu
Limanın bu ticari altın çağı, 1923 yılında imzalanan Lozan Mübadelesi ile büyük bir değişime uğrar. Anlaşma doğrultusunda Alaçatı'daki Rum nüfus Yunanistan'a göç ederken Türk göçmenler buradaki taş evlere yerleştirilir. Gelen göçmenler bağcılığı bilmediği için tütün ve hayvancılığa yönelir, bu süreçte liman eski ticari önemini kaybeder. 1990'ların başında limanın asıl gizli gücü olan rüzgârın keşfedilmesi, 1995 yılından itibaren uluslararası standartlarda sörf okullarının açılması ve koruma altına alınan kentsel sit alanı kapsamındaki tarihi taş ev mimarisi sayesinde Alaçatı, küllerinden yeniden doğarak Türkiye'nin ve dünyanın en gözde, seçkin turizm merkezlerinden biri haline gelir.
Tarihi Alaçatı Yel Değirmenleri
Alaçatı'nın simgesi haline gelen 4 adet taş yel değirmeni çarşının hemen girişinde sizi karşılar. 1850-1920 yılları arasında esen sert rüzgârlarından yararlanmak amacıyla inşa edilen değirmenler, buğdayların öğütülmesinde ve un üretiminde yaklaşık 150 yıl boyunca aktif rol oynamıştır. İşlevini yitiren değirmenler koruma altına alınarak tarihi sit alanının bir parçası haline getirilmiş, 1986 yılında restore edilerek resmi olarak turizme kazandırılmıştır. Değirmenler günümüzde kasabanın panoramik olarak seyredebileceği bir seyir noktası, fotoğraf çekim alanı ve gün batımı izleme merkezi olarak hizmet vermektedir.
Alaçatı Yeldeğirmenleri
Alaçatı'da Gezilecek Yerler
-Kemalpaşa Caddesi: Alaçatı'nın adeta atan kalbi ve eğlence merkezidir. Sağlı sollu sıralanan taş binaların alt katlarındaki hediyelik eşya mağazaları, tasarım butikler, takı tezgâhları, antikacılar, damla sakızlı Türk kahvesi satan kafeler bu caddede yer alır. Cadde akşam saatlerinde ise restoranları, canlı müzik mekânları ve yerel lezzet duraklarıyla bambaşka bir çehreye bürünür.
-Hacı Memiş Mahallesi: Kemalpaşa Caddesi'ne oranla daha sakin ve tenha olan mahalle; seramik, cam ve resim atölyeleri, asırlık mobilyaların, eski plakların ve yaşanmışlığı olan objelerin sergilendiği antikacılar, taş evlerin avlu restoranları, dut ağaçlarının gölgesine sığınmış yeni nesil kafeler ve pencerelerden sarkan pembe begonvillerle kasabanın ticari kalabalığından uzaklaşmak isteyenler için nostalji, sanat ve huzur dolu bambaşka bir Alaçatı keşfi sunar.
-Alaçatı Pazaryeri Camii: 1874 yılında Ayios Konstantinos Kilisesi (Meryem Kilisesi) olarak inşa edilen, Cumhuriyetin ilanından sonra camiye dönüştürülen yapı günümüzde cami ve kilise alanını bir arada barındırır. Yapıyı benzersiz kılan unsur ise otomatik perde mekanizmasıdır. İbadet vakitlerinde yukarıdan aşağıya inen bu perde, mermer sunak alanını kapatarak cami cemaatine ibadet ortamı hazırlar. Namaz saatlerinin bitimiyle perde yukarı çekilir ve yapı kültür mirası müzesine dönüşür.
-Sörf Koyu: Alaçatı Çarşısı'na yaklaşık 4,7 kilometre mesafedeki koy, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en prestijli rüzgâr sörfü (windsurf) ve uçurtma sörfü (kitesurf) merkezlerinden biridir. Koy; yılda ortalama 300 günü aşan kesintisiz rüzgârı, dalgasız ve dümdüz denizi ile öne çıkar. Bölge, her yıl PWA Dünya Rüzgâr Sörfü Kupası gibi küresel şampiyonalara ev sahipliği bularak dünya starlarını ağırlar.
-Alaçatı Port: Sörf koyunun hemen yanı başındaki bu bölge, kanallarla bölünmüş yapısıyla "Türkiye'nin Venedik'i" olarak anılır. Deniz suyu açılan kanallarla evlerin kapısına kadar ulaşır, tekneler doğrudan kapının önüne demirlenebilir. Alaçatı Port; lüks konut projeleri, modern marinası, ünlü restoranları, butik kafeleri ve gece hayatı ile bilinir.
-Delikli Koy: Rüzgârın ve dalgaların aşındırmasıyla oluşan beyaz kayalıkları ve doğal delikli kaya oluşumuyla ünlü olan koy; özellikle fotoğraf tutkunları, kampçılar ve sakinlik arayanlar tarafından tercih edilir. Denizi oldukça berrak, genellikle dalgasız, temiz ve serindir. Bakir bir koy olduğundan bölgede herhangi bir özel plaj veya işletme bulunmamaktadır.
-Ilıca Plajı: Yaklaşık 2 kilometre uzunluğundaki altın sarısı ince kumu ve sığ deniziyle Türkiye'nin en popüler halk plajlarından birisidir. Sahili tamamen ince kumdur. Denizin içinden çıkan termal kaynak suları sebebiyle suyu oldukça ılıktır. Bu şifalı suların mineraller açısından zengin olduğu bilinir. Çeşme Belediyesi tarafından işletilen plajda çok sayıda kafe, restoran, büfe, market ve konaklama tesisi yer almaktadır.
Alaçatı'nın Meşhur Sokak Lezzetleri
Alaçatı mutfağının taze yabani otları, zeytinyağlıları ve deniz ürünleri meşhurdur. Bölgenin kendine has özel sandviçi Çeşme Kumrusu; damla sakızlarıyla yapılan sakızlı dondurma, muhallebi, kurabiye, reçel ve Türk kahvesi; kabak çiçeği dolması, sakızlı enginar, kuzu etli şevketi bostan, deniz börülcesi, radika ve arapsaçı gibi otlar; levrek marin, tereyağlı karides, ahtapot salatası ve özellikle ızgara ahtapot gibi deniz ürünleri, geleneksel kurutulmuş bakla ezmesi fava tekmil gibi enfes tatlar ziyaretçilerine unutulmaz bir Ege gastronomi deneyimi sunar. Alaçatı, geçmişini, yerel tarımını ve mutfak kültürünü yaşatan birbirinden renkli festivalleriyle de öne çıkar. Her yıl ilkbahar aylarında (genellikle nisan ayında) düzenlenen dünyaca ünlü Alaçatı Ot Festivali binlerce yerli ve yabancı turisti kendine çeker.
Köklü tarihi, bataklıktan doğan mimarisi, sörf koyları ve Ege mutfağıyla ünlü Alaçatı'ya daha önce 2010 senesinde, Çeşme tatilimiz sırasında günübirlik gezmek için gitmiştim ilk kez. O zamandan beri çok gelişmiş doğal olarak. Sakin bir Ege kasabasından çıkıp kalabalığı, işletmeleri daha da artmış. Özellikle yaz mevsiminde, dar olan sokaklarında kalabalıktan rahat bir şekilde yürümek neredeyse imkansız. Tüm bunlara rağmen, yine de tarihi taş evlerin gölgesinde nostaljik bir yolculuğa çıkmak ve rüzgârın melodisini yerinde dinlemek istiyorsanız Alaçatı, yılın her mevsiminde ayrı bir rengi ve hikâyesiyle sizi bekliyor olacak. Rotamızın bu unutulmaz durağını geride bırakırken, Ege'nin rüzgârını arkamıza alıyor ve rotamızı zamanın adeta durduğu, taş evleri ve sessiz sokaklarıyla büyüleyen tarihi bir sonraki durağımıza, Seferihisar'ın gizli hazinesi Doğanbey Köyü'ne doğru çeviriyoruz.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)