Batı Ege turumuzun son durağı ve tur yazılarımın da sonuncusu; Denizli il merkezinin yaklaşık 18-20 kilometre kuzeyinde Pamukkale ilçesinde bulunan Pamukkale Travertenleri. Tur rotamızın daha önceki duraklarına dair, ''Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Aslanlı Paşa) Anıtı'', ''İzmir Atatürk Maskı'', ''İzmir İlk Kurşun Anıtı'', ''İzmir Saat Kulesi'', ''Alaçatı'', ''Didim Apollon Tapınağı'', ''Eski Doğanbey Köyü'', ''Doğanbey Ziyaretçi ve Tanıtım Merkezi'', ''Şirince'', ''Hierapolis Antik Kenti'', ''Hierapolis Antik Kenti Küçük Eserler Salonu'' ile ''Hierapolis Antik Kenti Lahitler ve Heykeller Salonu'' yazılarımı da okumak isterseniz mavi renkli bağlantılara tıklayabilirsiniz.
Kartpostallarda, televizyon kanallarında ve sosyal medyada hep bembeyaz ve bol sulu görmeye alışık olduğum bu doğa harikasını nihayet kendi gözlerimle deneyimleme şansı buldum. Peki, Pamukkale Travertenleri gerçekten beyaz bir masal mı? İnsan eli değmemiş gibi duran kusursuz görseller gerçek mi yoksa hayal kırıklığı mı? Bu soruların cevabını ve daha fazlasını yazımın devamında okuyacaksınız...
Travertenlerin Oluşumu
Pamukkale bölgesindeki ilk traverten oluşumlarının kökeni, günümüzden 1,1 ile 1,3 milyon yıl öncesine kadar uzanmakta. Bugün üzerinde yürüdüğümüz ve kartpostalları süsleyen o asıl büyük beyaz traverten kütlelerinin ise en az 400.000 yıldır kesintisiz bir biçimde çökelmeye ve oluşmaya devam ettiği resmi olarak kanıtlanmış. Bölgedeki bu oluşum, geniş bir fay hattı sisteminin yarattığı yer kabuğu hareketlerine ve levha kaymalarına dayanıyor. Alanda sıcaklıkları 35°C ile 100°C arasında değişen 17 farklı termal kaynak bulunmakta olup beyaz traverten yapısını besleyen ana kaynağın yeryüzüne çıkış sıcaklığı ise 35,6°C.
Yer altından çıkan termal su, yüksek miktarda kalsiyum bikarbonat barındırıyor. Su yeryüzüne ulaşıp atmosferdeki hava ile temas ettiğinde, içindeki karbondioksit gazı uçarak havaya karışıyor. Gazın açığa çıkmasıyla birlikte suda kalan kalsiyum karbonat, yamaçlar boyunca kimyasal tortular halinde çökeliyor. İlk aşamada jel kıvamında olan bu çökelti, zaman içerisinde katmanlar halinde birikip sertleşerek kimyasal tortul kayaçlar olan beyaz kalker basamaklarını, yani travertenleri oluşturuyor.
Pamukkale Travertenleri'nin Özellikleri
Pamukkale, sadece fotoğraflarda gördüğümüz o birkaç havuzdan ibaret değil; toplamda yaklaşık 10 kilometrekarelik çok geniş bir alanı kaplıyor. Ovadan baktığınızda göğe doğru yükselen bu bembeyaz plato, tam 2.700 metre uzunluğa ve yer yer 600 metreyi bulan bir genişliğe sahip. Dağın yamacında biriken bu devasa beyaz kütlenin yüksekliği ise 160 metreyi buluyor.
Jeoloji dünyasında Pamukkale, yeryüzündeki tüm traverten çeşitlerini tek bir yerde barındıran dünyadaki nadir alanlardan biri olarak kabul ediliyor. Gördüğümüz o basamaklı küçük havuzlara "terasçık" adı veriliyor. Bu havuzları besleyen şifalı su ise yer altından yıl boyunca hiç değişmeden, tam 35,6°C sıcaklıkta yüzeye çıkıyor. Bu su, sahip olduğu yüksek mineral gücü sayesinde aslında her yıl 1 milimetre kalınlığında ve 5 kilometrekarelik bir alanı tek başına bembeyaz kaplama kapasitesine sahip. Ancak günümüzdeki çevre şartları ve kuruma tehlikesi nedeniyle sular, her gün farklı havuzlara yönlendirilerek kontrol altında tutuluyor.
Travertenlerin Sağlık Üzerindeki Etkisi
Yeryüzüne 35,6°C sıcaklıkta çıkan kaynak suyu, insan vücut sıcaklığına en yakın ve kalbi yormayan ideal bir tedavi ısısına sahip. Termal su; başta kronik romatizma, eklem hastalıkları, kireçlenme ve kas ağrıları olmak üzere kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarında tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olarak kullanılıyor. Suyun içinde çok yüksek oranda bulunan kalsiyum, magnezyum ve sülfat mineralleri sedef, egzama ve akne gibi pek çok kronik deri hastalığının tedavisini desteklerken hücre yenilenmesini hızlandırarak cildi yumuşatıyor ve pürüzsüzleştiriyor.
Yüksek miktarda serbest karbondioksit gazı içeren suyun içinde banyo yapıldığında, gaz deri yoluyla emilerek damarları genişletiyor, kan dolaşımını rahatlatıyor, yüksek tansiyonu dengeliyor ve kalp yükünü hafifletiyor. Bu şifalı kaynak aynı zamanda geçmişte içme kürü olarak da tüketilmiş. Sülfatlı ve kalsiyumlu yapısı sayesinde aç karnına içildiğinde mide asidini düzenleyici, safra kesesi fonksiyonlarını uyarıcı ve müshil etkisiyle sindirim sistemini rahatlatıcı özellikleri resmi tıp literatüründe yer almış.
Travertenlerin Bakımı ve Temizliği
Travertenlerin temizliğinde kullanılan en etkili yöntem, "dönüşümlü sulama" denilen sistem. Bu sistemle su akışı kesilen havuzlar, günlerce güneş ışığına ve oksijene maruz bırakılıyor. Güneş ışınları, yüzeyde sararmaya neden olan organik yosunları kurutarak yok ediyor ve kalsiyum karbonatın havayla temas ederek doğal bir biçimde beyazlamasını sağlıyor.
Travertenlerin temizliğinde kimyasal deterjan, çamaşır suyu ya da asit bazlı ağartıcı kullanılmıyor. Bunun yerine alanda görevli özel ekipler; ellerinde yumuşak fırçalar ve tazyikli saf termal su ile yamaçlarda biriken çamurları, yosunları, rüzgarın taşıdığı toz ile polen gibi dış etkenleri hassasça ovarak temizliyor. İnsan derisinden veya kıyafetlerden dökülen yabancı maddeler ile kazara düşen küçük çöpler, görevliler tarafından doğal tabana zarar vermeyen özel koruyucu ekipmanlar ve ince uçlu fırçalarla tek tek toplanıyor.
Termal suyun kaynağından travertenlere ulaştığı açık kanallar düzenli olarak bakımdan geçiriliyor. Suyun içindeki ağır tortuların ve yabancı maddelerin havuzcuklara ulaşıp orayı kirletmesini önlemek amacıyla su yolları üzerinde yer alan çökeltim havuzları ve özel bent sistemleri ekipler tarafından temizleniyor.
Travertenler ve Hierapolis Antik Kenti Bağlantısı
Pamukkale Travertenleri ve hemen üst kısmında yükselen Hierapolis Antik Kenti, adeta etle tırnak gibi birbirinin tamamlayıcısı. Bu yüzden UNESCO, 1988 yılında Pamukkale'yi tek başına değil, Hierapolis Antik Kenti ile birlikte ortak bir biçimde "Dünya Miras Listesi"ne dahil etmiş.
MÖ 2. yüzyılda Bergama Krallığı tarafından kurulan ve adını Bergama'nın efsanevi kraliçesi Hiera'dan alan Hierapolis, antik dünyanın en büyük termal sağlık ve tedavi merkeziydi. Roma ve Bizans dönemlerinde imparatorluğun en önemli şifa merkezlerinden biri olan bu bölgede; sıcaklığı 35,6°C olan termal suların romatizma, deri, kalp ve damar hastalıklarına iyi geldiğinin anlaşılması üzerine travertenlerin hemen yukarısına devasa hamam kompleksleri inşa edilmiş. Antik çağın zenginleri ve şifa arayan hastaları buraya akın etmiş, bu durum kentin bir "kür merkezi" olarak büyümesini sağlamış.
Antik Dönem insanları için travertenlerin su kaynakları kutsaldı. Kentte vaftiz törenleri yapılıyor ve yer altı gazlarının çıktığı alanlar dini merkezlere dönüştürülüyordu. Yer altından çıkan zehirli gazların (karbondioksit) bulunduğu ve "Plutonion" (Cehennem Kapısı) olarak adlandırılan alan, yer altı tanrısı Hades'e adanmış dini törenlerin ve kutsal ayinlerin merkezi olarak kullanılmıştır.
Antik kentin mühendisleri, travertenleri oluşturan kalsiyum karbonatlı taşların hafif ve kolay işlenebilir yapısını fark ederek kentin inşasında ana malzeme olarak kullanmışlar. Kentin surlarını, heybetli antik tiyatroyu, geniş meydanları ve nekropol alanındaki yüzlerce lahiti tamamen bu traverten bloklarını yontarak inşa etmişler.
Termal suyun içeriğinde yer alan yüksek kireç ve yoğun mineral yapısı, antik dönemde Hierapolis'i tekstil endüstrisinde lider konuma taşımış. Suyun kimyasal özellikleri, kumaşların boyayı daha kalıcı ve parlak tutmasını sağladığı için bu kaynaklar, binlerce yıl boyunca bir kumaş boyama istasyonu olarak işletilmiş.
Beyaz Örtünün Mitolojik Yüzü: Pamukkale Efsaneleri
Bu bembeyaz basamaklar, yüzyıllar boyunca yerel halkın hayal gücüyle beslenen efsanelere de ilham kaynağı olmuş. En bilinen iki efsane ise şu şekilde:
Çirkin Oduncu Kızının Güzellik Masalı: Antik dönemde Hierapolis yakınlarında yaşayan fakir ve oldukça çirkin bir oduncu kızı varmış. Kimse kendisiyle evlenmek istemediği için hayata küsen genç kız, canına kıymak amacıyla kendini travertenlerin şifalı sularıyla dolu derin bir havuzuna bırakmış. Ancak suyun yoğun mineral yapısı ve kireçli özü, kızı öldürmek yerine iyileştirmiş ve onu göz kamaştırıcı bir güzele dönüştürmüş. O sırada havuzun kenarından geçmekte olan Denizli Beyi'nin oğlu, bu dünya güzeli kızı görünce ona ilk bakışta aşık olmuş ve onunla evlenmiş. O günden sonra Pamukkale havuzları, kadınların güzelleşmek ve şifa bulmak için yıkandığı bir "güzellik suyu" olarak ün salmış.
Çoban Endymion ve Ay Tanrıçası Selene’nin Aşkı: Mitolojide aslen komşu coğrafyadaki Latmos Dağları'na ait olan ancak travertenlerin bembeyaz dokusu nedeniyle Pamukkale için de yakıştırılan bir diğer masalsı anlatı ise şöyle: Mitolojiye göre çoban Endymion ile Ay Tanrıçası Selene birbirlerine büyük bir aşkla bağlanmışlar. Selene, ölümlü sevgilisini görebilmek ve onunla vakit geçirebilmek için her gece yeryüzüne inermiş. İki sevgilinin bu buluşmaları sırasında Endymion, sürüsünü sağmayı unuturmuş. Koyunlardan sızan tonlarca beyaz süt, yamaçlardan aşağıya doğru süzülerek nehirler oluşturmuş. Bu süt nehirleri zamanla donup katılaşarak bugün üzerinde yürüdüğümüz bembeyaz Pamukkale Travertenleri'ni meydana getirmiş.
Devlerin Güneşte Unuttuğu Pamuklar: Rivayete göre antik çağlarda Denizli ovasında ve Çökelez Dağı'nda insanlarla birlikte barış içinde yaşayan, tarımla uğraşan devler varmış. Bu devler bir yıl boyunca gece gündüz çalışarak ovadan tonlarca kaliteli pamuk hasat etmişler. Topladıkları devasa pamuk kütlelerini kuruması için dağın yamacına sermişler. Ancak tam o sırada devlerin ülkesinde büyük bir savaş veya göç dalgası başlamış. Devler aceleyle bölgeyi terk etmek zorunda kalınca serdikleri pamukları yamaçta unutmuşlar. Zaman geçtikçe güneşte kuruyan, rüzgarla taşlaşan bu dev pamuk yığınları katılaşarak bugünkü bembeyaz Pamukkale Travertenleri'ni oluşturmuş.
Mitolojik Su Perileri ve Şifa Aynası: Antik dönem inanışına göre travertenleri besleyen kaynak sularının başında, mitolojide su perileri olarak bilinen "Nimfe"ler yaşarmış. Bu periler, yer altı dünyasından gelen sulara kendi nefeslerini üfleyerek suya büyülü bir arınma ve güzellik gücü verirlerrmiş. Bu yüzden antik dünyada traverten havuzları sadece bir tedavi alanı değil, su perilerinin yeryüzünü izlediği birer "şifa aynası" olarak kabul edilirmiş. Kentteki anıtsal çeşmelerin (Nymphaeum) bu perilere adanma sebebi de bu efsanedir.
Havuzun Gerçek Kraliçesi Kleopatra mı?
Pamukkale efsanelerinden bahsedince Mısır Kraliçesi Kleopatra'yı anmamak olmazdı. Bugün travertenlerin hemen yukarısında yer alan ve içinde Roma sütunlarının yüzdüğü o meşhur "Antik Havuz", tüm dünyada "Kleopatra Havuzu" olarak biliniyor. Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın, travertenlerin hemen arkasındaki bu termal kaynağın ününü duyup buraya geldiği rivayet edilmektedir. Söylentiye göre Kleopatra, güzelliğini ve cildinin pürüzsüzlüğünü korumak için bu suyun içinde saatlerce banyo yapmıştır. Hatta bazı yerel anlatılarda, Roma Generali Marcus Antonius'un bu şifalı havuzu Kleopatra'ya bir düğün hediyesi olarak yaptırdığı söylenmektedir. Ancak bilimsel ve kronolojik olarak Kleopatra'nın bu havuzda yüzmüş olması mümkün değildir; çünkü havuzu oluşturan o büyük deprem ve sütunların suya gömülmesi, kraliçenin ölümünden yüzyıllar sonra gerçekleşmiştir.
Pamukkale Travertenleri Beyaz Bir Masal mı Gerçekten?
Hierapolis Antik Kenti ile aynı alanda bulunan travertenlere; antik kenti ve müzeleri ziyaret ettikten sonra geçtim. Travertenlerin girişine doğru ilerlerken aklımda hep o bol sulu, bembeyaz görüntüsü vardı. Ancak daha travertenlerin girişine geldiğimde ilk hayal kırıklığını yaşadım. Öncelikle, eylül ayı sonu olmasına rağmen yoğun bir kalabalık vardı. Okulların açılmış olmasına rağmen böyle bir yoğunluk beklemiyordum. Ziyaretçilerin bir bölümü yabancı turistlerden oluşsa da yerli ziyaretçi sayısı da oldukça fazlaydı.
Gidenler bilir, gitmeyenler için de not düşeyim; traverten havuzlarına çıplak ayakla giriliyor. Travertenlere giriş noktasında, ayakkabıların çıkarılıp kenara konulduğu bir alan bulunuyor. "Kenara" diyorum çünkü ayakkabılar için özel bir muhafaza bölümü yok; herkes ayakkabısını girişe gelişigüzel bırakıyor. Bazı ziyaretçiler ise yanlarında getirdikleri ufak çanta veya poşetlere koymuştu ayakkabılarını. Oradaki kaosa ayakkabılarımı bırakmak istemediğimden ve yanımda poşet de bulunmadığından ayakkabılarımı girişteki bir bankın altına gizledim.
Ayakkabılarımda aklım kalarak travertenlere adım attığımda ve suyla ilk temas ettiğimde zeminin son derece kaygan olduğunu fark ettim. Zaten giriş kısmında yerlerin kaygan olduğuna dair uyarı tabelaları yer alıyor. Burası giriş noktası olduğu için su, ancak ayak tabanını kaplayacak derinlikte. Kaymamak için dikkatli bir şekilde yürümeye devam ederek "terasçık" adı verilen havuzlara ulaştım. Bu havuzların derinliği bilek hizası ile diz hizası arasında değişiyor. Havuzlarda yüzen, oyun oynayan, havuz tabanına oturan çocuklar ve her noktada fotoğraf çekmeye çalışanlar yüzünden boş havuz yok denecek kadar azdı.
İlk giriş noktası olan üst havuzlarda su vardı ama alt havuzlarda hem su yoktu hem de bu alanlar ziyarete kapalıydı. Su verilmeyen alt havuzların rengi, beyazdan sarımtırak bir tona dönmüştü. Alt havuzlar kapalı olunca tüm ziyaretçiler üst havuzlarda birikmişti. Alt havuzlar büyük bir ihtimalle (Travertenlerin Bakımı ve Temizliği başlığında bahsettiğim) dönüşümlü sulama ve bakım sistemi nedeniyle kapatılmıştı; ancak ben o an bunu bilmediğimden, alt havuzların kapalı olması ve renginin solukluğu bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Üst havuzlarda biraz gezinti ve fotoğraf çekiminin ardından travertenlerden ayrıldım. Merak edenler için; ayakkabılarım hala bıraktığım yerde, sapasağlam duruyordu.
Travertenleri Ziyaret Etmeden Önce Bilmeniz Gerekenler
Pamukkale Travertenleri yaz döneminde oldukça yoğun olduğundan, ziyaretiniz için sabahın ilk erken saatlerini ya da benim yaptığım gibi öğleden sonra 16:00 sonrasını tercih etmenizi öneririm.
Travertenler, Hierapolis Antik Kenti sınırları içinde yer aldığından havuzlara girmek için ek bir ücret ödemenize gerek kalmıyor. MüzeKart'ınızla antik kentten giriş yaptıktan sonra traverten alanına ücretsiz bir şekilde geçiş yapabiliyorsunuz. Ancak traverten alanının hemen yukarısındaki tarihi sütunların arasında yüzebileceğiniz o meşhur Antik Havuz (Kleopatra Havuzu) giriş ücreti MüzeKart'a dahil değil; eğer orada yüzmek isterseniz kapıda ekstra bir ödeme yapmanız gerekiyor. Havuzun kenarında oturup antik atmosferi izlemek ve kafesinde vakit geçirmek ise tamamen ücretsiz.
Alana girmek için üç farklı kapı alternatifi bulunuyor. Benim tavsiyem, kasaba merkezinde yer alan yaya giriş kapısını kullanmanız. Bu kapıdan girdiğinizde gezinize doğrudan traverten yamaçlarının altından başlıyor ve yukarıya doğru çıplak ayakla, havuzların içinden geçerek tırmanabiliyorsunuz. Eğer yokuş yukarı yürümek istemiyor ve doğrudan antik kente ulaşmayı hedefliyorsanız, Güney ya da Kuzey kapılarını tercih ederek tepeden de giriş yapabilirsiniz.
Koruma önlemleri kapsamında travertenlerin beyazlığının bozulmaması için havuzların bulunduğu yamaçlarda ayakkabı, terlik, hatta çorapla yürümek bile kesinlikle yasak. Kendi deneyimimden yola çıkarak; yanınıza ayakkabılarınızı koyabileceğiniz hafif bir sırt çantası ya da poşet ile sudan çıktıktan sonra ayaklarınızı kurulamak için küçük bir havlu almanızı tavsiye ederim.
Havuzların tabanı yer yer oldukça pürüzsüz ve kaygan olduğundan, özellikle suyun hızlı aktığı geçiş noktalarında dengenizi kaybetmemek için adımlarınızı çok dikkatli atmanız gerekiyor. Ayrıca bembeyaz kalker tabakası güneş ışığını bir ayna gibi güçlü yansıttığı için yanınızda mutlaka şapka, güneş gözlüğü ve yüksek faktörlü güneş kremi bulundurmalısınız.
Yapay traverten havuzlarının içine diz seviyesine kadar girmek, hatta bazı derin havuzcuklarda suya oturmak serbest olduğundan, traverten alanına gelirken kıyafetlerinizi ve hazırlıklarınızı mutlaka bu duruma göre ayarlamanızı öneririm.
Travertenlerin Ziyaret Saatleri
Pamukkale Hierapolis Antik Kenti ve travertenler birbirinden ayrı, bağımsız alanlar olmadığından ziyaret saatleri de aynı. Travertenler, seyahatinizde tercih edeceğiniz giriş kapısının çalışma saatine bağlı olarak açılıyor ve kapanıyor. Ziyaret saatleri yalnızca sezona göre değişiklik gösteriyor.
Yaz Dönemi (1 Nisan - 1 Ekim): Güney ve Kuzey giriş kapıları 08:00-21:00, Pamukkale Hierapolis yaya yolu 08:00-18:00, Antik Havuz (Kleopatra Havuzu) ise 08:00-20:00 saatleri arasında ziyarete açık. (Ayrıca yaz aylarında, benim kalmadığım ama biletle girilebilen Gece Müzeciliği uygulamasıyla alan saat 23:00'e kadar gezilebiliyor.)
Kış Dönemi (1 Ekim - 1 Nisan): Güney ve Kuzey giriş kapıları 08:00-18:00 (Hava kararmasına bağlı olarak kapılar en geç 18:00'de kapanıyor), Pamukkale Hierapolis yaya yolu ise 08:00-17:00 saatleri arasında ziyarete açık.
Son Söz: Kuruyan havuzlar ve yer yer beliren sarımtırak tonlar bende biraz hayal kırıklığı yaratmış olsa da Pamukkale; tüm insan tahribatına, kuraklığa ve çevre kirliliğine rağmen hala tüm görkemiyle ayakta durmaya çalışıyor. Bu beyaz masalı kendi gözlerinizle görmek ve Hierapolis'in şifalı sularına dokunmak için seyahat listenize mutlaka eklemenizi öneririm. Batı Ege turum boyunca benimle birlikte bu tarihi ve doğal rotaları adımladığınız için teşekkür ederim. Yeni yollarda, yeni masallarda yeniden buluşmak dileğiyle.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)