Hierapolis Antik Kenti Lahitler ve Heykeller Salonu

Batı Ege turu yazı dizimin önceki bölümlerinde Cezayirli Gazi Hasan Paşa (Aslanlı Paşa) Anıtı, İzmir Atatürk Maskı, İzmir İlk Kurşun Anıtı, İzmir Saat Kulesi, Alaçatı, Didim Apollon Tapınağı, Eski Doğanbey Köyü, Doğanbey Ziyaretçi ve Tanıtım Merkezi, Şirince, Hierapolis Antik Kenti ve son olarak Hierapolis Antik Kenti Küçük Eserler Salonu'na dair izlenimlerimi paylaşmıştım. Bu yazılarımı okumak için mavi renkli bağlantılara tıklayabilirsiniz.

Geçmişin ince detaylarına göz attığımız o zarif salonun ardından, şimdi sıra Hierapolis'in asıl ihtişamını gözler önüne seren, mermerin adeta hayat bulduğu bir başka dünyaya geldi. Roma Dönemi'nin büyüleyici mermer işçiliğine tanıklık edeceğimiz, ölümün sanata, taşın ise heykeltıraşların ellerinde birer şahesere dönüştüğü Hierapolis Antik Kenti içindeki Lahitler ve Heykeller Salonu'nu keşfetmeye hazırsanız, antik çağın bu en görkemli salonunun kapılarını beraber aralayalım.
Tarihi MÖ 6. yüzyıla kadar uzanan Hierapolis Antik Kenti, tarihi boyunca sırasıyla Frigler, Pergamon Krallığı, Roma İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu gibi medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Denizli Pamukkale'de toplam 1.077 hektarlık (yaklaşık 10,7 milyon metrekare) son derece geniş bir araziyi kaplayan bölgede yürütülen arkeolojik kazılarda, MÖ 4. binyıldan başlayıp Osmanlı Dönemi'ne kadar uzanan paha biçilemez heykel, lahit, sikke ve günlük yaşam objeleri gün yüzüne çıkarılmış.

Kazılardan elde edilen bu eşsiz antik eserler, günümüzde MS 2. yüzyıldan kalan ve 1 Şubat 1984 tarihinde ziyarete açılan eski bir Antik Roma Hamamı kompleksi olan Hierapolis Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Döneminde bir spor ve eğitim merkezi ile kütüphaneyi de barındıran bu hamam yapısının kapalı alanları günümüzde Küçük Eserler Salonu, Hierapolis Tiyatrosu Buluntuları Salonu ile Lahitler ve Heykeller Salonu'ndan oluşuyor. İşte bu salonlar arasında mermer işçiliğinin doruk noktasına ulaştığı ve antik dönemin görkemli gömü geleneklerini yansıtan yer ise şimdi detaylarını keşfedeceğimiz Lahitler ve Heykeller Salonu.
Müzeye adım attığınızda tarihin ihtişamını hissettiren bu salon, MS 2. yüzyılda (Hadrianus döneminde inşasına başlanıp Severus döneminde tamamlanan) anıtsal Antik Roma Hamamı kompleksinin orijinal kapalı mekânlarından biridir. Mimari açıdan en belirgin niteliği, antik dönemin üstün taş mühendisliğini sergileyen ve harç kullanılmadan, traverten blok taşların birbirine kenetlenmesiyle örülen devasa beşik tonoz tavan yapısıdır. Bu yüksek tonozlu tavanlar ve salonu estetik bölümlere ayıran geniş kemer açıklıkları, tipik bir Roma hamam mimarisini yansıtıyor.
Lahitler ve Heykeller Salonu'nda yer alan bu kemerli niş (duvar oyuğu), Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait mezar levhaları ve mermer heykellerin sergilenmesi için özel bir bölüm oluşturuyor. Eserlerin arkasında yer alan anıtsal kemer yapısı, MS 2. yüzyıldan kalma Antik Roma Hamamı'nın özgün mimari dokusuna ait. Kemerli nişin iç kısmında sergilenen mermer mezar levhaları, antik dönem insanlarının aile bağları, sosyal statüleri ve meslekleri hakkında bilgi veriyor. Nişin sağ ve sol kenarlarında ise Roma Dönemi'ne ait anıtsal mermer insan heykelleri bulunuyor.
Bir diğer önemli eser ise Erken Roma Dönemi'ne tarihlendirilen, mermerden yapılmış "Su Kabı Taşıyan Nymphe (Su Perisi) Heykeli". Hierapolis Antik Kenti'nin Güney Surları yakınlarında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda gün yüzüne çıkarılan bu anıtsal figür; antik mitolojide pınarları, akarsuları ve doğayı simgeleyen dişi doğa ruhlarını tasvir ediyor. 
Roma İmparatorluk Dönemi'ne (MS 3. yüzyılın başı) tarihlendirilen "Boğa Oyunları Kabartması (Venationes)" blokları, kentin Kuzey Nekropolü alanında yapılan kazılarda gün yüzüne çıkarılmış. Bu anıtsal mermer levhalar, antik çağda stadyum ve tiyatrolarda düzenlenen vahşi hayvan dövüşlerini ve av sahnelerini gözler önüne seriyor. İki katlı kayıtlar halinde düzenlenen kabartmalarda; güçlü boğalar ve yırtıcı hayvanlar ile arenada onlara karşı mücadele eden avcıların hareketli figürleri yer alıyor.
Hierapolis Antik Kenti kazılarında gün yüzüne çıkarılan ve Roma Dönemi'ne (MS 2. yüzyılın üçüncü çeyreği) tarihlendirilen mermer "Girlandlı Lahit", yüksek kabartma tekniğiyle işlenmiş yoğun dekoratif bezemeleriyle dikkat çekiyor. Lahdin gövde cephesinde, köşelerde ve kenarlarda figürlerin taşıdığı, içi meyve ve yapraklarla bezeli kalın çelenk (girland) motifleri bulunuyor. Bu motifler mezar sahibinin zenginliğini simgelemenin yanı sıra mitolojik düzeyde bereketi ve yeniden doğuşu da temsil  ediyor.
Salonda korunan bir diğer anıtsal mezar yapısı, Roma Dönemi'ne (MS 3. yüzyılın başı) tarihlendirilen mermer "Sütunlu Lahit"tir. Eserin ön cephesinde, antik bir tapınak mimarisini andıran sütunlar ve kemerli alınlıklar yer alıyor. Sütunların arasında, dökümlü klasik Roma giysileri içinde tasvir edilen insan figürleri ile bir kapı aralığı betimlenmiş. Öteki dünyaya geçişi simgeleyen bu mimari kapı motifinin önünde yer alan rölyefler, dönemin inanç dünyasını ve anıtsal mermer işçiliğini yansıtıyor.
Kentin Kuzey Nekropolü alanında gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan ve Roma Dönemi'ne (MS 3. yüzyılın başı) tarihlendirilen mermer "Gladyatör Dövüşleri Kabartması" blokları, antik çağın en popüler sosyal etkinliklerinden olan gladyatör dövüşlerini tasvir ediyor. Dikdörtgen levhalar üzerine işlenen rölyeflerde; miğferleri, zırhları, kendilerine özgü kalkan ve kılıçlarıyla arenada mücadele eden gladyatör figürleri hareketli sahnelerle betimlenmiş.
Roma Dönemi'ne (MS 2. yüzyıl) tarihlendirilen "Tanrı Dionysos ve Pan Kabartması" ile yanındaki anıtsal mermer heykel, komşu antik kent Laodikeia kazılarında gün yüzüne çıkarılmış. Bu anıtsal mermer blok üzerinde; şarap ve bağbozumu tanrısı Dionysos ile keçi ayaklı doğa tanrısı Pan, mitolojik bir sahne içerisinde betimlenmiş. Hemen sol tarafta yer alan ve baş kısmı eksik olan anıtsal mermer erkek heykeli ise salonun zengin heykel koleksiyonunu tamamlıyor.
"Sidemara Tipi Sütunlu Lahit", Roma İmparatorluk Dönemi'ne (MS 3. yüzyılın ilk çeyreği) tarihlendirilmekte. Laodikeia kazılarında gün yüzüne çıkarılan mermer lahit; antik tapınak mimarisini andıran yivli ve burmalı sütunları ile bu sütunların taşıdığı kemerli alınlık bezemeleriyle dikkat çekiyor. Lahdin üst kapağı antik bir yatak (klinai) formunda düzenlenmiş olup üzerinde yatağa uzanmış vaziyette tasvir edilen mezar sahibinin mermer heykeli yer alıyor.
Lahitler ve Heykeller Salonu'nda sergilenen en özgün yapıtlardan biri de Roma Dönemi'ne (MS 2. yüzyıl) tarihlendirilen mermer "İsis Rahibesi Heykeli"dir. Laodikeia kazılarında keşfedilen bu anıtsal heykel; Antik Mısır kökenli olan ancak Roma İmparatorluğu'nda da geniş bir inanan kitlesine ulaşan tanrıça İsis'in kültüne hizmet eden yüksek statülü bir din görevlisini tasvir ediyor. İsis Rahibesi Heykeli, müzenin heykel koleksiyonunun en değerli parçaları arasında bulunuyor.
MS 2. yüzyıla, Roma Dönemi'ne tarihlendirilen mermer "Kadın Heykelleri", Laodikeia ve Hierapolis kazılarında gün yüzüne çıkarılmış. Bu eserlerin baş kısımları ne yazık ki zamanla tahrip olmuş olsa da giysilerindeki teknik detaylar dönem modasını ve toplumsal statüyü yansıtıyor. 
Bu anıtsal "Girlandlı Lahit", Roma İmparatorluk Dönemi'ne (MS 2. yüzyılın sonu-3. yüzyıl) tarihlendirilmekte. Laodikeia Antik Kenti veya Hierapolis Nekropolü kazılarında gün yüzüne çıkarılan mermer lahdin gövde cephesinde, yüksek kabartma tekniğiyle işlenmiş kalın meyve ve yaprak çelenkleri (girlandlar) yer alıyor. 

Lahdin tam merkezinde; dalgalı yılan saçları ve keskin yüz hatlarıyla betimlenen, antik inanışta mezarı kötü niyetli kişilerden, kötülüklerden ve soygunculardan koruma amacıyla bir kalkan olarak yerleştirilen anıtsal bir Medusa başı kabartması dikkat çekiyor. Bu ağır çelenklerin uç kısımlarını ve birleşme noktalarını taşıyan köşelerdeki küçük, kanatlı figürler ise mitolojik aşk tanrısı Eros'u tasvir ediyor.
Salonda sergilenen en görkemli yapılardan biri de Roma (Claudius'lar) Dönemi'ne, yani MS 1. yüzyılın ortalarına tarihlendirilen mermer "Anıt Mezar" mimarisidir. Hierapolis'teki Frontinus Caddesi'nin hemen yakınında, Bizans Kapısı bölgesinde gerçekleştirilen kazılarda bulunan anıt mezar, yüksek bir podyum üzerinde oda mezar şeklinde tasarlanmış. Anıt mezarın gövde cephesinde yüksek kabartma (rölyef) tekniğiyle işlenmiş figürler; dönemin kahramanlık hikayelerini, savaş sahnelerini, zırhlı tasvirleri ve kentin nekropol (mezarlık) pazarının zenginliğini simgeleyen mitolojik unsurları barındırıyor. Yapının en üstünde yer alan üçgen alınlık levhasının tam merkezinde ise mezarı kötülüklerden koruması amacıyla işlenmiş, net hatlara sahip bir Medusa başı kabartması bulunuyor.
Roma Dönemi'ne (MS 2. yüzyılın ikinci yarısı) tarihlendirilen mermer "Attis Heykeli", Hierapolis Agorası kazılarında gün yüzüne çıkarılmış. Frig mitolojisinde ana tanrıça Kybele'nin sevgilisi ve doğanın yeniden doğuşunu simgeleyen Attis'i tasvir eden heykelin en dikkat çekici yönü; Attis'in elini yanağına koymuş haldeki melankolik, düşünceli ve kederli yüz ifadesidir.
Yan yana sergilenen bu anıtsal eserler, Geç Roma Dönemi'ne tarihlendirilen ve bölgedeki antik mezar kültürünü yansıtan mermer "Mezar Levhaları"dır. Yatay şeritler halinde bölünmüş dört farklı kattan oluşan büyük mezar levhasında; en üst katta atlı figürler ve savaş/av sahneleri, alt katlarda ise dökümlü klasik Roma giysileri içinde yan yana duran aile bireyleri betimlenmiş. Sağ tarafta yer alan daha küçük mezar levhasında ise elinde asasıyla duran bir erkek figürü ile yanındaki çocuk tasviri bulunuyor. 
Mermer "Sağlık Görevlisi (Demiourgous) Heykeli" Roma Dönemi'ne (MS 2. yüzyıl) tarihlendirilmekte. Antik çağın en önemli şifa ve termal tedavi merkezlerinden biri olan Hierapolis'te gün yüzüne çıkarılan bu heykel, dönemin saygın meslek gruplarından olan ve kamu yararına çalışan üst düzey bir sağlık yöneticisini ya da hekimini tasvir ediyor. 

Lahitler ve Heykeller Salonu'nda bir araya gelen bu eşsiz yapıtlar, Hierapolis ve Laodikeia antik kentlerinin yalnızca taş işçiliğindeki teknik dehasını değil, aynı zamanda Roma dünyasının sosyo-kültürel yapısını, inanç ritüellerini ve estetik anlayışını da günümüze taşıyor. Anıtsal heykellerdeki ince kumaş kıvrımlarından lahitlerdeki görkemli kabartmalara kadar her bir detay, antik dönem ustalarının mermere can verme arayışını gözler önüne seriyor. 

Mitolojik öykülerin, gladyatör dövüşlerinin, şifa kültürünün ve ebediyet tasvirlerinin mermer üzerinde hayat bulduğu bu anıtsal salondan ayrılırken, rotamı Hierapolis Antik Kenti'nin ve mermerlerinin binlerce yıldır var oluş kaynağı olan, şifalı suların beyaz bir masala dönüştürdüğü Pamukkale Travertenleri'ne çeviriyor, bir sonraki yazımda sizi de bu beyaz dünyayı keşfetmeye bekliyorum.