Aslanlı Paşa: Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Esaretten Sadrazamlığa Uzanan Hikayesi

Ülkemiz, köklü tarihi ve kültürel zenginlikleri ile neredeyse her köşesinde bir efsane barındırır. Çeşitli imparatorlukların, farklı medeniyetlerin ve değişik kültürlerin harmanlandığı Anadolu toprakları sadece görkemli mimari eserleriyle değil, aynı zamanda bu mimari eserlere ruh katanlar, tarihe yön verenler ve etkili isimler ile de muazzam bir birikime sahiptir. Çıktığımız bir Ege turunda, Çeşme Kalesi'nde verdiğimiz kısa molada, kale surlarının gölgesinde yükselen Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın aslanlı anıtı da bu muazzam hazinelerden biri olarak karşıma çıktı. Osmanlı denizcilik tarihinin en karizmatik ve kudretli figürlerinden biri olarak sadece askeri dehasıyla değil, yanından ayırmadığı evcil aslanıyla da hafızalara kazınan Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın hayatına daha yakından bakalım hadi.
Esaretten Cesarete: Bir Efsanenin Doğuşu
Osmanlı tarihinin en sıra dışı ve güçlü denizcilerinden biri olarak kaptan-ı deryalık ve sadrazamlık yapan Hasan Paşa gür bıyıkları nedeniyle "Palabıyık" olarak da bilir. 1714 yılında (Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1713 olarak görülmekte olup, anıtı üzerindeki doğum yılı 1714'tür), bugün Gürcistan sınırları içerisinde yer alan Lagodehi'de dünyaya gelmiştir. 

Doğduktan kısa bir süre sonra, o dönemdeki sınır çatışmaları veya baskınlar sırasında İran sınırında esir alınmış, küçük bir çocukken köle olarak Anadolu'ya, Tekirdağ'a getirilmiştir. Tekirdağlı bir tüccar tarafından satın alınarak bir aile ferdi gibi büyütülmüştür. Zekası ve cesareti sayesinde kısa sürede kendini fark ettirmiş, tüccarın ticaret işlerine yardım etmiştir. Ticaretle uğraşırken, denize ve askerliğe duyduğu ilgisi yüzünden gençlik yıllarında Yeniçeri Ocağı'na kaydolmuş, 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı sürecinde askeri yeteneklerini ilk kez burada göstermiştir. Askerlikteki başarısından sonra, o dönem Osmanlı'nın denizlerdeki kalesi olan Cezayir'e gitmeye karar vermiş, ünlü "Cezayirli" lakabını burada almıştır. Hasan Paşa'nın aslanıyla tanışma hikayesi de bu zaman başlamıştır.
Cezayir Serüveni ve "Aslanlı Paşa" Efsanesi
Kaynaklarda, Hasan Paşa'nın, 1740-1741 yılı civarı Cezayir'e gittiği yazar. Hasan Paşa burada denizcilik eğitimi almış, korsanlık ve gemi kaptanlığı yapmış, askeri idareyi öğrenmiştir. Cezayir'de görev yaptığı yıllarda yavru bir aslanı sahiplenmiş ve onu kendisi eğitmiştir. Yavru aslan büyüdükçe Paşa'nın yanından hiç ayrılmamış, Paşa nereye giderse o da onunla gitmiş, gemide, savaş meydanlarında, karargahlarda onun dizinin dibinden ayrılmamıştır. Gazi Hasan Paşa yaklaşık 20 yıl Cezayir'de kaldıktan sonra 1760 yılında İstanbul'a kesin dönüş yapmıştır. İstanbul'a geldiğinde, denizlerdeki tecrübesinden dolayı Osmanlı donanmasına Kalyon Kaptanı (Üç direkli büyük savaş gemisi) olarak kabul edilmiştir. Hasan Paşa'nın heybetli aslanıyla İstanbul'a gelişi, sarayda ve halk üzerinde büyük yankı uyandırmıştır. Paşa ve aslan arasındaki bu dostluk, kendi askerleri üzerinde büyük bir hayranlık, diğer devlet adamları, yabancı elçiler ve rakipler üzerinde psikolojik bir güç, üstünlük yaratmıştır. 
Çeşme'nin Küllerinden Doğan "Gazi"
Hasan Paşa kısa sürede Kalyon Kaptanlığından sırasıyla, Riyale (Tümamiral), Patrona (Koramiral) ve Kapudane (Oramiral) rütbelerine yükselmiştir. 1770 yılındaki Çeşme Felaketi, Hasan Paşa'nın hayatında önemli bir dönüm noktası olmuştur. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rus donanması Baltık Denizi'nden geçerek Ege Denizi'ne ulaşmış, 1770 yılında Osmanlı donanmasını hazırlıksız yakalayarak Çeşme Limanı'na sığınan tüm Osmanlı deniz filosunu yakmışlardır. Tarihte ''Çeşme Baskını'' olarak geçen bu felakette, Hasan Paşa mürettebatıyla birlikte kıyıya çıkmayı başarmış ve askerlerini İstanbul'a ulaştırmıştır. Baskından sağ kurtulan Hasan Paşa, topladığı az sayıda gönüllüyle, Limni Adası'nı kuşatan Ruslara karşı baskın düzenlemiş ve Rusları adadan kovmuştur. Bu başarısından dolayı, Sultan 3. Mustafa tarafından kendisine "Gazi" unvanı ve vezirlik rütbesi verilmiş, kısa süre sonra da Kaptan-ı Derya olmuştur.

Donanmanın Mimarı ve Akdeniz'in Hakimi
Gazi Hasan Paşa Kaptan-ı Derya olduktan sonra, eğitimli denizci ihtiyacını gidermek için, 1773 yılında, Türk denizcilik eğitiminin miladı sayılan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun'u (Deniz Harp Okulu) kurmuş, Haliç Tersanesi'ni baştan aşağı modernize etmiş, Çeşme'de yok olan filonun yerine donanmayı sıfırdan inşa etmiş, Kasımpaşa'da devasa kışla (Kalyoncu Kışlası) yaptırmıştır. Suriye, Filistin ve Mısır'daki büyük isyanları denizden yaptığı operasyonlarla kontrol altına almış, Mora Yarımadası'nda asayişi sağlamıştır. 1770-1789 yılları arasında, aralıklarla toplam 18 yıl Kaptan-ı Deryalık yapan Hasan Paşa, 1789 yılında, 3. Selim tarafından devletin en yüksek makamı olan sadrazamlığa getirilmiştir. 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı devam ederken ordu komutanı olarak cepheye gitmiş, savaş sırasında, 1790 yılında, Bulgaristan'ın Şumnu kasabasında askeri karargahtayken hastalanarak, yaklaşık 76 yaşındayken vefat etmiştir. Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın efsaneleşen aslanı ise Paşa'dan kısa bir süre önce ölmüştür. Hasan Paşa'nın Kaptan-ı Deryalığı döneminde Akdeniz'de kurduğu sarsılmaz otorite ve askeri güç, vefatından sonra da etkisini sürdürmüştür. Bunun sonucu olarak, 1795 Cezayir Antlaşması ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ticaret gemilerinin Akdeniz'de güvenle dolaşabilmesi için Osmanlı Devleti'ne vergi ödemeye mecbur bırakılmış, bu vergi ödemesi yaklaşık 23 yıl boyunca devam etmiştir. Bu anlaşma, ABD tarihinde başka bir devlete vergi ödemeyi kabul ettiği ilk ve tek belge olup ABD'nin İngilizce dışında imzaladığı (Osmanlı Türkçesi/Arapça) tek antlaşmadır.
Taşlara Kazınan Miras: Mimari Eserler ve Anıtlar
Gazi Hasan Paşa'nın mezarı Bulgaristan sınırları içerisinde yer alan Şumnu şehrinde, kendi yaptırdığı Bektaşi Tekkesi'nde bulunmaktadır. Tekkeden günümüze sadece Paşa'nın kabrinin bulunduğu türbe kısmı ulaşmıştır. Mezarı ziyarete açıktır. Hasan Paşa, İstanbul'da Kalyoncu Kışlası haricinde, kışla bünyesinde Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii; Sarıyer'de Büyükdere Cezayirli Gazi Hasan Paşa Camii; Kasımpaşa ve Sarıyer'de çok sayıda tarihi çeşme; Çanakkale'de Cezayirli Hasan Paşa Köşkü; Kırklareli'nin Vize ilçesinde cami, hamam ve çeşmeler; Ege Denizi'nde Midilli, İstanköy, Sakız, Limni ve Rodos adalarında çok sayıda çeşme inşa ettirmiştir. Hasan Paşa'ya ait Çeşme Kalesi önündeki bu heykelinin haricinde bir de Kasımpaşa ve Sarıyer'de aslanıyla birlikte tasvir edildiği heykelleri bulunmaktadır. 

Hasan Paşa'nın, Çeşme'nin tam merkezinde, tarihi Çeşme Kalesi'nin hemen önünde yer alan aslanlı ''Cezayirli Gazi Hasan Paşa Anıtı'', 1974-1975 yıllarında heykeltıraş Haluk Tezonar tarafından yapılmıştır. Bronzdan dökülen heykel, geniş ve yüksek bir mermer kaide üzerinde yükselir. Paşa'nın dimdik ve kendinden emin bir şekilde ayakta durması onun askeri disiplinini ve sarsılmaz otoritesini; sol elini aslanın başının üzerine koyması, aslanın Paşa'nın iradesine boyun eğmiş sadık bir dost olduğunu; sağ eliyle kılıcının kabzasını tutması her an savaşa hazır bir komutan olduğunu; üzerindeki kaftan ve kavuk 18. yüzyıl Osmanlı denizci kıyafetlerinin ihtişamını; bakışlarının denize, yani Ege ve Akdeniz'e doğru yöneltilmesi denizlerdeki hakimiyetini ve tehditlere karşı daima tetikte oluşunu simgeler. Bu anıt, Çeşme’nin en önemli buluşma noktalarından birisidir ve ilçenin sembolü haline gelmiştir. Eğer bir gün yolunuz Çeşme'ye düşerse, kalenin önünde aslanıyla dimdik duran bu vakur komutanı selamlamayı unutmayın.