Saraydan Kadıköy’e: Boğa Heykeli’nin Gizemli Yolculuğu

Boğa Heykeli
Kadıköy Altıyol Meydanı'ndaki tarihi bronz Boğa Heykeli
Doğup büyüdüğüm, çocukluğumun, gençliğimin ve bugünümün geçtiği İstanbul, yaşadıkça, keşfettikçe ve öğrendikçe beni her gün biraz daha kendisine hayran bırakıyor. Bu devasa şehrin her sokağı ayrı bir hikaye barındırırken, gençlik yıllarımın arkadaş buluşmalarının ortak randevu noktası olan ve her gün binlerce insanın "Boğa'da buluşalım" diyerek önünden geçtiği Kadıköy'deki Boğa Heykeli, saraydan Altıyol'a uzanan yolculuğuyla bize çok farklı bir hikaye anlatıyor. Sıradan bir heykelden çok daha fazlası olan Boğa Heykeli, kent hafızasının izini taşıyor aslında.

Bu dev heykelin hikayesi Paris'in dökümhanelerinde başlayıp Osmanlı saraylarının şatafatlı bahçelerine uzanıyor, oradan da İstanbul sokaklarına taşınıyor. Önce Beylerbeyi Sarayı'nın sahil bahçesini süsleyip ardından yönetim merkezi olan Yıldız Sarayı'na taşınan, İstanbul'u köşe bucak gezerek sonunda tam anlamıyla "Kadıköylü" olan bu heykelin asırlık yolculuğunun perdelerini aralayalım hadi...(Beylerbeyi Sarayı Hakkında Merak Edilenler yazımı BURAYI tıklayarak okuyabilirsiniz) 
Paris'ten İstanbul'a: Sultan Abdülaziz'in Heykel Siparişi
Boğa Heykeli'nin tarihi, Osmanlı İmparatorluğu'nun sanata, mimariye ve heykel sanatına büyük ilgi duyan padişahı Sultan Abdülaziz ile başlar. 1867 yılında Avrupa seyahatine çıkan ve Paris Evrensel Sergisi'ni (Paris Fuarı) ziyaret eden Sultan Abdülaziz, buradaki büyük hayvan heykellerine hayran kalır.

Sultan Abdülaziz İstanbul'a döndüğünde, Beylerbeyi Sarayı ve Çırağan Sarayı'nın bahçelerini süslemek için dönemin ünlü Fransız heykeltıraşı Pierre Louis Rouillard ve ekibine aralarında aslanlar, boğalar, atlar ve geyiklerin bulunduğu 24 parçalık devasa bir hayvan heykeli koleksiyonu siparişi verir. Bu koleksiyonun bir parçası olan ve Rouillard'ın ekibindeki ünlü Fransız heykeltıraş Isidore Jules Bonheur tarafından 1864 yılında Paris'te dökülen bronz "Dövüşen Boğa" heykeli, 1870'lerin başında Paris'ten gemilerle İstanbul'a getirilerek ilk resmi ikametgahına yani Beylerbeyi Sarayı'nın deniz kenarındaki bahçesine yerleştirilir.

Yönetim Merkezinin Değişmesi ve Yıldız Sarayı Dönemi
Dövüşen Boğa heykelinin Beylerbeyi Sarayı'nın sahil bahçesinde başlayan hikayesi, Sultan II. Abdülhamid'in tahta çıkmasıyla değişir. Padişah, güvenlik gerekçesiyle imparatorluğun yönetim merkezini ve resmi ikametgahını Yıldız Sarayı'na taşır.

Boğa heykeli, Yıldız Sarayı'nın bahçesini zenginleştirmek ve saraya gelecek yabancı diplomatlara imparatorluğun sanatsal gücünü göstermek amacıyla, 1880'li yıllarda, Yıldız Sarayı Şale Köşkü'nün büyük serası önüne nakledilir. Heykel, uzun yıllar boyunca hanedan üyelerinin ve saray erkanının gözlerden uzak, korunaklı dünyasında saray hayatının bir parçası olarak kalır.
Saray Duvarlarının Ardından Çıkış: Bilezikçi Çiftliği ve İstanbul Sokakları
Sultan II. Abdülhamid 1909 yılında tahttan indirilince Yıldız Sarayı boşaltılır ve saraydaki pek çok eşya ile eser tasfiye edilir. Dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa, (Günümüz Milli Savunma Bakanı) Yıldız Sarayı bahçesindeki bu heybetli boğa heykelini çok beğenir. Heykel, resmi izinlerle saray dışına çıkartılarak, Enver Paşa'nın, eşi Naciye Sultan ile birlikte yaşadığı Sarıyer'deki Bilezikçi Çiftliği'ne taşınır.

İmparatorluğun çöküş döneminde çiftlik bahçesinde korunan heykel, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, 1950'li yıllardan itibaren sırasıyla Taksim Hilton Oteli bahçesi, Lütfi Kırdar Spor ve Sergi Sarayı önü ve Taksim Gezi Parkı gibi yerlerde sergilenir. Hukuki olarak devlet mülkü ve belediye envanteri statüsündeki heykel, 1969 yılında, dönemin İstanbul Belediye Başkanlığı tarafından, İstanbul'un iki yakasındaki sanatsal dağılımı dengelemek ve hızla gelişen bir merkez olan Kadıköy'ün meydanlarındaki anıtsal sanat eseri ihtiyacını gidermek gerekçesiyle Kadıköy ilçesine tahsis edilir ve 1971 yılında tarihi Kadıköy Şehremaneti (eski belediye binası) önüne yerleştirilir.

Altıyol'da Son Durak: "Boğa'da Buluşuruz" Kültürü ve Şampiyonlukların Coşkusu
1987 yılında, Kadıköy Belediyesi'nin girişimiyle heykel, trafik, egzoz gazı ve deniz tuzunun getirdiği yıpranma riskleri nedeniyle iskele önündeki yerinden alınarak sirkülasyonun en yoğun olduğu altı yolun birleşim noktasına yani bugünkü yeri olan Altıyol Meydanı'na taşınır. O günden sonra Boğa Heykeli, hayatların da kesişim noktası olur.

Cep telefonlarının olmadığı dönemlerde saatlerin meydanlara bakılarak ayarlandığı o yıllarda; "Boğa'da buluşalım" cümlesi, Kadıköylü olmanın ve İstanbul'u yaşamanın gizli parolası haline gelir. Üstelik Boğa Heykeli, Altıyol'a yerleştikten sonra sadece buluşmaların değil, Kadıköy'ün ruhu olan Fenerbahçe'nin her derbi galibiyetinin ve her şampiyonluk kutlamasının da ana merkezi haline gelerek sokak kültürünün kalbine yerleşir
Kadıköy Boğası’nın Fiziksel Özellikleri
Bugün Altıyol'da yanından öylece geçip gittiğimiz bu devasa yapı, aslında 19. yüzyıl Fransız heykel sanatının en başarılı örneklerinden biridir. Altıyol'un kalbindeki bu simge heykel, dönemin en dayanıklı döküm malzemesi olan yüksek kaliteli bronzdan yapılmıştır. Hava şartlarına ve yılların getirdiği aşınmaya karşı direnen bu malzeme, heykele karakteristik koyu kahve ve yeşilimsi rengini verir. Kadıköy Boğası, gerçek bir boğa boyutundan çok daha büyük, anıtsal ölçektedir. Yaklaşık 3.60 metre uzunluğa, 2 metre yüksekliğe sahip olan bu devasa heykelin ağırlığı ise tam 4 ton (4000 kg) civarındadır.

Heykeltıraş Isidore Jules Bonheur; boğayı gergin kasları, şişen damarları, boyun kıvrımları ve hatta derisinin dokusuna kadar en ince ayrıntısıyla işlemiştir. Heykel sakin bir hayvanı değil, harekete geçmek üzere olan, kızgın ve güçlü bir boğayı tasvir eder. Başını hafifçe aşağıya eğmiş, boyun kaslarını kasmış ve sağ ön bacağını hafifçe ileriye doğru uzatmış duruşuyla, her an saldırıya ya da savunmaya geçecekmiş gibidir. Heykel ile ilgili gözlerden kaçan önemli bir detay da Boğa Heykeli'nin üzerine bastığı bronz kaidenin yan tarafında heykeltıraşın orijinal imzasının (I. Bonheur) ve heykelin döküldüğü Paris'teki dökümhanenin mührünün bulunmasıdır.

Son Söz: Benim, Bizim ve İstanbul’un Hikayesi
Ne zaman yolum Altıyol'a düşse, Boğa Heykeli'nin yanına her geldiğimde bu maceralı yolculuk gelir aklıma. Saray dehlizlerinden sokakların kalbine uzanan bu gizemli yolculuk, aslında İstanbul'un da nasıl yaşayan, dönüştüren ve kendine katan büyülü bir şehir olduğunun en somut kanıtıdır. Bir sonraki Kadıköy seyahatinizde, o kalabalık meydanda Boğa'nın önünde durun ve heykelin gövdesine elinizi koyup sessizce dinleyin. Kulak kabartırsanız size sadece bir heykelin değil, asırlık bir İstanbul masalının fısıltılarını anlatacaktır.